28 Nisan 2010 Çarşamba

karınca kararınca

Karıncayı bile incitmeyen biri seni incitirse ne olur? Bunun cevabını gerçekten merak ediyorum. Beni takip edenlere soruyorum ve cevapları merakla bekliyorum...

Kaç pastalık bir ömür?

Yaşgünü pastasından bir çatal daha aldıktan sonra "Kaç pastalık bir hayat var önümde" diye düşündü kadın... Kaç yaşına gelirse gelsin pasta kesmek isteyenlerdendi. Geçimişi yanan mum adedinde yad etmeyi sevenlerdendi. Sevdiği yaşta takılı kalanlardan değil, her yaşı sevmeye çalışanlardandı. En çok da dilek tutma kısmı büyülüyordu onu. Kafalarının üzerinde küçük meşaleler taşıyan çıt kırıldım mumların verdiği ışığı söndürüp, kendi ışığının yandığını görmeyi sevenlerdendi.

seçenekler versus seçimler

Zaman, elinizden gergin cildinizden başka seçeneklerinizi de mi alıyor? Seçeneklerin azalması tamamen sizin kişiliğinizle ve takılma şeklinizle doğru orantılı. Çok aktif ve az seçici davranan birinin yaşı ilerledikçe seçici davranması kaybetmekten çok kazanmakla ilgili gibi geliyor bana. Ya da hayatta seçtiğin yol seçeneklerinin azalmasına neden olabilir. Evlendin. Noldu seçenekler azaldı mesela. Çoktan seçmelerin alfabetik uzunluğu tamamen seçimlerle ilgilidir, yaşla değil.

pastoral yaş

Yeni yaşım kapıda beni dışarı çıkarmak için hazırlanmamı bekliyor. Bugüne kadar hissettiğim bir heyecanla değil de daha olgun bir gülümsemeyle karşılıyorum onu. Pastoral bir his. Herşeyi kabullenmenin yeşerdiği bir yaş. Ayrılıkların, birleşmelerin, yemek yemenin, içki yudumlamanın, annenle ilişkinin, arkadaşlarınla geçinmenin, iş hayatındaki konuşmaların, çocuklarla iletişimin, mini eteğinin seviyesinin yavaş yavaş yolunu bulduğu bir yaş. Seviyelerin dengeyi bulduğu bir yaş. İleri gitmenin en güzel yolunun geri çekilmek olduğunu anladığın yaş. Kapıdakini fazla bekletmeden çıkma zamanı... Hadi ben çıktım

22 Nisan 2010 Perşembe

Anını yiyim

Tam anlamıyla bir yerde olmanın değerini yeni anlamaya başladım. Denedikçe farkındalığın artıyor. Mutlu olmak daha kolaylaşıyor. Kabulleniş ve keyif aynı kapta ince telle çırpılıyor. Örneğin iştesin ama kafan sevgilinde. Bir an önce bitirmek ve onunla olmak istiyorsun. İşte mutsuzluğun kaynağı. İşteysen yüzde yüz işine odaklanacaksın. Sevgilinle olduğunda da yüzde yüz ona. Eğer bunu başaramıyorsan ne işten ne sevgiliden hayır gelir. Yarım yumalak yapılmış bir sürü aktiviteyle birlikte, kafan karışık bir şekilde yastığa kafayı koyarsın. Tabii uyumaya fokuslanamazsan orası da kabusunun yatay düzlemi olur. "Anı yaşa" dedikleri tam da bu... Bugüne kadar anlamayanlara açıklamalı anlatım.

18 Nisan 2010 Pazar

13 Nisan 2010 Salı

densiz

"densiz" neden yoksun olma halidir? Sözlüğe göre babasız büyümüş anadan yüz bulmuş kızda şımarıklığının saygısız halleri... Bana uyar. Ben edebi olarak tam bir "densiz"im. Literally... Ama bir de bunu dibi tutmadan karıştırma halleri var. Alt yapısına inmek lazım. "Den" olma durumunu yaşayan kadınların nasıl davrandığına bakmak lazım ki. "-siz" olmaktan gocunma. Evet şımarıklığın son raddesini yaşadığım zamanlar oluyor. Kedi gibi gerinip saçlarımı savurarak tadını çıkarıyorum bu durumun. Ama saygısızlık katına giden asansöre binmeden merdiveni tercih ediyorum. Tek tek basamakları çıktığın zaman düşünecek zamanın oluyor ve "densiz" olmayacak kadar nefesinin değerini bilerek çıkıyorsun son kata...

12 Nisan 2010 Pazartesi

yatırımımla yatar mısın?

Kriz tırnaklarını biraz törpüleyip de karşımıza küt ve yeni ojeli haliyle çıktığından beri biraz kıpırtı başladı piyasada. Kıpırtı başladı ama bazı patronlar hala o frapan uzun tırnakların sırtlarını kaşıdıkları günlerin etkisinden kurtulamadı. İş görüşmesine gittiğinde gelişen diyalogların tek taraflı yürümesine iş dünyasında "diyalog" denir mi bilmiyorum ama birilerinin bizleri aptal yerine koymaya çalıştıklarını biliyorum.

patron: tam istediğimiz gibi bir elemansın. seninle çalışmayı çok isteriz.
sen: Benden beklediğiniz görev tanımı için kafamdaki minimum rakam bu...
patron: şimdi şöyle yapalım sana bunun yarısını verelim gerisini sen bizi sattıkça kazan...
sen: satış da mı yapacağım ki!!!!!
Patron: Yapabilirsin hem bu çok kolay inan bana:))) (gevrek gülüş)
sen ve kafandaki diğer sen: SESSİZLİK

Bakın ne diycem arkadaşlar. Bir yatırım yapıyorsan eğer, işine yarar adam bulduğunda da yatırım yapmaya devam edeceksin. Yoksa bu piyasada kimse sizin yatırımınızın altına yatmaya can atmıyor... Nasıl???

talepkar

Gelen yorumlardan birine baktığımda bana blog ödüllerine katılmamı öneren bir link gördüm. iki tık ve yarıştayım. Beni burdan takip edenlerden ricam beni oralarda kurda kuşa yem etmeyin. iki tıkla bir oy kullan kadar kolay isteğim. www.altinklavye.com adresinden kişisel blog kategorisine girin ve begumahu.blogspot.com a bir oy atın. Kategorim kadar kişisel oldu isteğim de:))

11 Nisan 2010 Pazar

yenilmez

Invictus yeni vizyon filmlerinden biri. Mandela'nın hayatından bir kesit. Büyülenmenin kıyısında ben.
Bazı insanlar kendi felsefeleriyle doğuyorlar. Sonradan edinilen bir varolma felsefesini barındırmıyorlar içlerinde. "Yuh" seslerine kulaklarını tıkayacak kadar dingin ve inançlı olmak, egoya poşet çay muhamelesi yapmak, onu sıcak suda boğup, keyifle içmek kaç kişinin harcı? "Yenilmez" olmak insanın içinde başlattığı bir savaş. Önce orada kazanman lazım ki sahada bunu insanlara ifşa edebilesin. Öfkeni tahterevallinin karşı ucuna senden ağır olacak biçimde yerleştirdiğinde ancak boyundan büyük bir alandaki oksijeni soluyabilirsin.

curly

Kıvırcık saçlı kadınlar düz saçlılara oranla daha mı kaotik oluyorlar? Bu düzensiz buklelerin kendi içinde bir düzeni olabilir fakat bu karşıya aynı hissiyatla ulaşmıyor da olabilir? Elini o karmaşanın içinden geçirmeden nasıl bir yumuşaklıkla karşılaşacağını anlamak zor. Oysa düz saç basittir, hissetmek için bakmak yeterlidir. Kıvırcık saçlı kadınların düz fön çektirmesi de daha anlaşılır olma özlemlerinden kaynaklıdır. Yorgunluk ve basitleşme çabasıdır. Yani 20TL veren her kıvırcık saçlı kadın bunu istediği an yaşayabilir...

wanted

Kafamın içinde konuşanlarla bir gün bir cafede buluşup rose şarap içerek yüzleşmek istiyorum.

8 Nisan 2010 Perşembe

Poz

Fotoğrafın anlık kurgusundan ve ortaya çıkardıklarından memnun kalmadığım çok olmuştur. Her anlarını karelere sığdırmaya çalışan anı meraklılarından da haz almam aslında. "Yemekteyiz hadi çekilelim", tatildeyiz hadi çekilelim"... Poz vermeye sırtını dayamış bir mekanizma duyguları ne denli doğru yansıtabilir. Kötü geçirdiğin bir günü öyle değilmişçesine "cheese" diye sonlandırmak bana son derece yapay geliyor. Ben hatırlamak istediğim geçmişimin yazılarla fotoğraflarını çekiyorum. Onları burada, bu güncede resmediyorum. İyi ya da kötü, dönüp okuduğumda o gün ne yaşadıysam onun resmiyle karşılaşıyorum. Benim gibi düşünenler bana bakıp gülümseyin, çünkü çekiyooruuum.